Arap Dili ve Belagatı

Abdulaziz ʻAtîk Eserleri ve Arap Dili ve Belagatı’na Katkıları

        Arap dili ve belagatının gelişimine katkıda bulunmuş olan dil ve belagat âlimlerinden birisi de Abdulaziz ʻAtîk’tir. Abdulaziz ʻAtîk, 1906-1976 yılları arasında Mısır’da yaşamış muasır âlimlerden birisidir. Dil, edebiyat ve belagat unsurlarını derleyip bir araya topladığı eserleriyle, Arap dili ve belagatı alanında, neredeyse tek elden bütün bilgileri vermiştir. Avrupa’da bulunmuş olmasıyla hem doğu, hem de batı kültürlerine vakıf oluşu ona, Arap dili, edebiyatı ve belagatına çok farklı bir perspektiften bakma imkânı vermiştir. Bu makale, Abdulaziz ʻAtîk’in hayatı, eserleri ve Arap Dili ve Belagatına katkılarını ele almaktadır. Müellifin hayatı ve eserleri hakkında herhangi bir çalışmanın bulunmaması, bu doğrultuda bir…

İbn Tabâtabâ’ya Göre Şiirin Mahiyeti ve Türleri

          Ebu’l-Hasen İbn Tabâtabâ edebî tenkit alanında dikkat çeken isimlerden biridir. Zira klasik Arap şiirine yönelik yapıcı eleştirileri, farklı meselelerdeki yenilikçi yaklaşımları ve aynı zamanda geleneğe olan saygısı onu önemli bir isim haline getirmektedir. Edebi açıdan çok canlı bir dönemde yaşamıştır. Bu dönemde pek çok eser kaleme alınmış ve edebiyat alanında yenilik hareketleri hız kazanmıştır. İbn Tabâtabâ da eserleri ile, bu alana katkı yapan edebiyatçılardandır. Kaynaklarda sekiz eserinden söz edilmektedir. Günümüze de ulaşan ‘İyâru’ş-şi‘r adlı eserinde, edebî tenkit alanındaki farklı meselelere dair görüşlerini görmek mümkündür. ‘İyâru’ş-şi‘r, metodu ve konuları bakımından pek çok edebi tenkit eserinden farklı…

Arap Şiirinde “Dârusselâm” (Barış Yurdu) Tasavvuru

        Allah-u Teâla Hz. Âdem’i yaratıp meleklere ona secde etmelerini emrettiğinde, İblis savaş denen olgunun kıvılcımını ateşleyen ilk varlık olmuştur. Zira haset, kibir ve üstünlük duygusu onun Hz. Âdem’e secde etmesine engellemiştir. Bunun neticesinde âdemoğulları ile şeytan arasında kıyamete değin sürecek çetin bir savaş başlamıştır. Yeryüzünde de ilk olarak şeytanın yolundan giden Kâbil onun secde etmeyi reddetmesine neden olan hislerin benzerleriyle hareket ederek, Hâbil’i öldürmüş ve masum birinin canına kıymıştır. Sonraki dönemlerde sosyal ve ekonomik ilişkilerin daha karmaşık hale gelmesi, ihtiyaçların artması gibi sebepler kin, nefret, üstünlük duygusu, aç gözlülük gibi hislerle ve şeytanın da vesveseleri ile birleşince insanlar…

Osmanlı Dönemi Arap Şiirinde Taştîr

        Osmanlı Dönemi Arap Şiirinde dikkat çeken en önemli hususlardan biri bedî sanatlarının yoğun bir biçimde kullanılmasıdır. Şairler bir yandan önceki dönemlerde bilinen sanatlara şiirlerinde yer verirken diğer yandan da yeni sanatlar geliştirip Arap Edebiyatı’na katkıda bulunmuşlardır. Bu dönem şiirlerinde karşılaşılan sanatlardan biri de taştîrdir. İşte bu çalışmada Arap şiirinde taştîr farklı yönleriyle ele alınmıştır. Öncelikle kavramın Osmanlı dönemi öncesi Arap şiiri ve kaynaklarındaki kullanımına değinilmiş, ardından Os-manlı Dönemi Arap Şiirinde taştîr incelenmiştir. Bu bağlamda taştîr yapan şairlerin kullandıkları tekniklere işaret edilmiş ve taştîrin olumlu yahut olumsuz olarak şiirin anlamı-na etkileri tahlil edilmiştir. Son olarak da taştîrin…

Şiirsel Derkenarlarda Zemâneden Şikayet

        Şiirsel Derkenarlarda Zemâneden Şikayet: Şâfiî, Edib Ahmed b. Yüknekî ve 20. Yüzyıl Şiiri Örneğinde Zamanın Ahlakiliği ve Zamânenin Ahlakı Üzerine Değerlendirme Bu bildiride “zamâneden şikâyet” olgusu, ilk olarak, Ebû ‘Abdullâh Muhammed b. İdrîs eş-Sâfiî’nin Divân’ı ve Edib Ahmed b. Mahmud Yüknekî’nin Atebetü’l-Hakâyık adlı eserindeki şiirler bağlamında incelenmiştir. Ulaşılan sonuçlar, yirminci yüzyıl ediplerinden bazılarının şiirlerine yansıyan toplumsal şikâyet konularıyla ayrıca mukayese edilmiştir. Bu bağlamda farklı etnik kültürlere mensup Müslüman ediplerin, içinde yaşadıkları toplumun fertlerine yönelik tenkitleri değerlendirilmiştir. Böylece düşünen sosyal bir varlık olan insanın, değişik asırlarda ortaya koyduğu müşterek tavırlar belirlenerek genel sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır.

Kâfiyecî’nin “Nuzhetu’l-Mu‘rib” Adlı Eserinin Arap Dilindeki Yeri

        Muhyiddin Ebu Abdillah Muhammed b. Süleyman b. Sa‘d b. Mesut el-Berğamî er-Rûmî el-Hanefî el-Kâfiyecî, 15. yy. Osmanlı döneminin öne çıkan bilim adamlarından biridir. Vermiş olduğu çok sayıda eserle dikkat çekmektedir. İslami bilimler başta olmak üzere, bilim dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur.Bu itibarla, onun eserlerinin gün yüzüne çıkarılıp değerlendirilmesi önem arz etmektedir.Bu araştırmada, küçük ebatlı ancak bir ansiklopedi maddesi kadar özlü ve yoğun bilgiler içerdiği düşünülen Nuzhetu’l-mu‘rib fi’l-Meşriki ve’l-Mağrib adlı eserin,Arap dilindeki yeri ve önemi incelenerek ilmî değeri ortaya konmaya çalışılmıştır.

Bir Varağın Meramı: “Fecru’s-Semed fî İ‘râbi “Ekmeli’l-Hamd”” Adlı Eser Üzerine Bir İnceleme

         Bu araştırmada, es-Suyûtî’ye ait Fecru’ṣ-ṣemed fî i‘râbi “Ekmeli’lhamd” adlı eser, değişik açılardan incelenerek, es-Suyûtî’nin bilim dünyasına sağladığı katkı gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Celâluddîn es-Suyûtî h. IX. ve X .asırlarda yaşamıştır. Kendi  beyanından anlaşıldığına göre tam adı şu şekildedir: Abdurrahman b. el-Kemâl b.Ebubekir b. Muhammed b. Sâbikiddîn b. el-Fahr Osman b. Nâzıriddîn Muhammed b. Seyfiddîn Hıdır b. Necmiddîn Ebi’s-Salâh Eyyûb b. Nâsıriddîn Muhammed b. eş-Şeyh Humâmiddîn el-Humâm el-Hudayrî el-Esyûtî 1 Receb 849’da (3 Ekim 1445) Kahire’de doğmuştur.3 Yetim olarak yetişen es-Suyûtî, sekiz yaşından önce Kur’ân-ı Kerîm’i ezberlemiştir.

Bir Öğrenim İmparatorluğu: Küresel Bir Dil Olarak Arapça

       VII. yüzyıldaki fetihlerin ardından İslam yerel niteliğinden sıyrılıp evrensel bir dine dönüştü. Benzer bir durum Arap dili için de geçerlidir: Arap kabilelerin kullandığı dil, İslam’ın dili haline geldi. Fethedilen bölgelerde fethedenler ile fethedilenler arasındaki yakın ilişki pek çok yerel dilin yok olmasına ve sonunda Arapçanın birincil dil olarak kabullenilmesine sebep oldu. Arap dünyasının dışındaki İslam ülkelerinde Arapça hiçbir zaman günlük iletişim dili haline gelmese de eğitimin temel aracı oldu. Arapça sayesinde insanlar sadece din alanında değil diğer birçok bilimsel alanda da muazzam bir bilgi arşivine erişim imkânı elde ettiler. Bu makale Batı ve Doğu Afrika ile Güneydoğu Asya özelinde söz konusu küreselleşme sürecinin etkilerini…

Ebu’l-Fadl İbnu’l-‘Amîd’e Ait Bir Risâlenin Edebî Tahlili

        İbnu’l-‘Amîd hicri IV. asırda yaşamış önemli bir devlet adamı ve edebiyatçıdır. Buveyhî Devleti’nin bir veziri olan İbnu’l-‘Amîd asıl şöhretini risâle yazımı konusundaki mahareti sayesinde elde etmiştir. Öyle ki Arap Edebiyatı’nda, Abdülhamîd el-Kâtib eliyle nesir alanında bir tür haline gelen risâlenin zirve ismi kabul edilmiştir. Bu durumu ifade etmek için risâlenin Abdülhamîd’le başlayıp İbnu’l-‘Amîd’le son bulduğu söylenmiştir. İşte bu çalışmada İbnu’l-‘Amîd’in devlete isyan eden bir komutan olan İbn Bullekâ’ya yazdığı risâle ele alınmıştır. Risâle ilk olarak yapı bakımından incelenmiş, ardından da dil ve üslup açısından tahlil edilmiştir. Bu bağlamda risâlede kullanılan dil ve anlatım teknikleri farklı açılardan değerlendirilmiştir. Ayrıca risâlede kullanılan ve öne…

Suriyeli Öykücü Muhammed Câsim el-Humeydî’nin “Ehlu’l-Kehf” Adlı Öyküsü

        Suriyeli öykü yazarı Muhammed Câsim el-Humeydî’nin Ehlu’l-Kehf adlı öyküsü, Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen Ashâb-ı Kehf kıssasına öykünerek kaleme aldığı fantastik bir öyküdür. Yazar bu öyküsünde içinde yaşadığı ülkedeki rüşvet, yolsuzluk, adaletsizlik gibi sosyal sıkıntılara değinmiş ve kendine has anlatım üslubuyla kaleme aldığı bu edebi çalışmasında teşbih, iç ve dış diyalog, ironi gibi sanatlarla eserinin edebî değerini artırmıştır. 1. Suriye Öykücülüğüne Genel Bir Bakış Modern öyküyü, ilk kez Amerikalı yazar Edgar Allan Poe’nin (1809-1849) ortaya koyduğu kabul edilir. Bunun dışında Nikolay Vasilyeviç Gogol (1809-1952), Guy de Maupassant (1850-1893) ve Anton Pavloviç Çehov (1860-1904) gibi isimlerin de kısa öykünün gelişmesinde büyük katkıları…

Kâfiyecî’nin “Nuzhetu’l-Ashâb” ve “Remzu’l-Esrâr” Adlı Eserlerinin Tetkiki

        İsm-i tafdîlin açık isimde amel edip edemeyeceği meselesi Arap dilcileri tarafından tartışılmış ve bu hususta farklı görüşler ileri sürülmüştür. Söz konusu tartışmaların bir semeresi olarak yazılan irili ufaklı eserler sayesinde hatırı sayılır büyüklükte bir literatür oluşmuştur. Bu literatüre ait eserleri, müstakil bir telif eser suretinde bulmak mümkün olduğu gibi, bir kitabın müstakil bir bölümü mahiyetinde bulmak da mümkündür. Öte yandan, bu literatüre ait bilgilerle sarf ve nahiv kitaplarında ism-i tafdîl konusu içerisinde özel başlık açılmaksızın zikredilmiş paragraflar halinde karşılaşmak da mümkündür. Müstakil olarak yazılmış eserlerden bazıları belli bir müellife nispet edilmişken bazıları meçhul olarak günümüze ulaşmıştır.

Arap Dilinde İdğam Kavramı

        Bu çalışma, “idğam” terimini konu almaktadır. İdğam sözcüğü, birbiriyle aynı olan ya da ses çıkış noktaları yakın iki harfin şeddelenerek tek bir harf olarak okunmasıdır. Bundan amaç, telaffuza kolaylık sağlamak ve ahenk katmaktır. İdğam, sarf ve tecvld bilimlerinin temel konularından biridir. İdğam hareke, mahrec ve gunne itibariyle üç kategoride ele alınır ve her bir kategori, kendi içinde farklı kısımlara ayrılır. İdğam, iki bağımsız harfi belli kurallar çerçevesinde birleştiren bir bağdır. Bu sözcük daha çok “sarf’ ve “tecvid” bilimlerinde terim olarak kullanılır. Sarf biliminde hem ses hem de yazı temeline dayalı bir değer taşır.

Yakın Çevresini Oluşturan Kadın Şairlerin Hz. Peygamber Hakkındaki Şiirleri Üzerine Analitik Bir İnceleme

        Arap toplumunda önemli bir yer tutan şiirin tarihini incelersek, erkek şairler gibi kadın şairlerin de bu alanda etkili rol oynadıklarını görürüz. Bunlardan bazıları Hz. Peygamber hakkında çeşitli şiirler söyleyen yakın çevresi kadın şairlerdir. Bunlar annesi Amine; sütannesi Halime; süt kız kardeşi Şeyma; kızı Fatıma; halalan ‘Atike, Erva ve Safiyye; amcası Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil ve hizmetçisi Ümmü Eymen’dir. Bu makalede  sadece bu kadın şairleri tanıtacağız ve onların sadece Hz. Peygamber hakkında söyledikleri şiirleri inceleyeceğiz. Dolayısıyla Hz. Peygamber’inyakın çevresini oluşturan fakat onun hakkında şiir söylemeyen kadın şairler çalışmamızın dışındadır.

İmlasında Şapkalı A (Â) Kullanılmadığında Anlamı Değişen Arapça Asıllı Türkçe Kelimeler

        Bu çalışmamız, 1998 tarihli IDK Türkçe Sözlükte şapkalı a (a) ile gösterilen kelimeler üzerinde yaptığımız bir inceleme sonucunu ihtiva etmektedir. Şapkalı a ile yazılan 27 kelimenin, şapkasız a ile yazıldığı takdirde söz varlığımız içinde yer alan başka bir kelimeyle iltibasının mümkün olduğu görülmektedir. Söz konusu kelimeler şunlardır:

Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinin Arap Diline Karşı Davranış ve Tutumları

        Yüksek İslam Enstitüsü, 13 Eylül 1966 tarihinde İzmir’de açılmıştır. öğrenim süresi dört yıl olan bu Enstitü, 20 Temmuz 1982 tarihinde ilahiyat Fakültesine dönüşerek, Dokuz Eylül Üniversitesine bağlanmıştır. İlahiyat Fakültesi halen üç bölümü kapsamaktadır ve şunlardır: 1- Kelam ve İslam Felsefesi Bölümü, 2- Tefsir-Hadis Bölümü, 3- İslam. Medeniyeti ve Sosyal Bilimler Bölümü. Fakülte, sömestr sistemini kabul ederek bir akademik yıl iki sömestreye ayrılmıştır. öğrenim süresi, hazırlık sınıfı da dahil olmak üzere, beş yıldır. öğrenciler, hazırlık sınıfında Arapça (Metin, Dil Laboratuvarı, Sarf ve Nahiv ) ve Kur’an-ı Kerim derslerini okumaktadırlar. öğrenciler, Fakülteye ilk girişte Arapça ‘dan muafiyet· imtihanına katılır, ·başarılı· olanlar…

Arap Dilindeki Mesellerinin Oluşumunda Kur’an’ın Etkisi

        Bu makalede Arap atasözlerinin oluşumunda Kur’an ayetlerinin etkileri konusu incelenmektedir. Bu bağlamda bazı ayet/erin Araplar tarafından kullanılan meselleri andırdığı veya aynı anlamı taşıdığı (el-meselü’l-kâmin) örnekleriyle ortaya konmakta,• bazı Kur’an ayetlerinin zamanla meselleştiği (mûcez mesel) diğer bazı ayetlerin ise mesellerin oluşumuna katkıda bulunduğu ifade edilmektedir. Son olarak da Kur’an’ın getirdiği yeni bir tür olan karşılaştırmalı mesellerden (el-meselü’l-mufassal) söz edilmekte ve bu mesel türünün daha önce Araplar tarafından bilinmediği ve Kur’an’la başladığı anlatılmaktadır.

Arap Edebiyatında ‘Makame’ ve el-Hariri’nin Osmanlı Medreselerinde Yüksek Arapça Öğretimi Çerçevesinde Okutulan ‘el-Makamat’ı

        H. IV (M. X). asırda Arap Edebiyatı tarih, lugat, gramer, bibliyografya ve dini ilimlerdeki gelişmelerle sağladığı zengin malzemeyi okuyucularına değişik tarzda sunmak gibi bir görevle karşı karşıyaydı. Geniş anlamıyla edep türünün bu fonksiyonunu İbn Kuteybe, el-Câhız ve el-Muberred gibi edip ve alimler başarıyla gerçekleştirdiler. Bunların ortaya koyduğu eserlerde o güne kadar toplanan malzeme günün oknyucusuna onları sıkmadan kendi Arap ve İslam kültürlerini sunma istikametindeydi.

Arapçada Çok Anlamlılık ve Kur’an-ı Kerim

        Çok anlamlılık, bir kelimenin iki veya daha fazla farklı manaya delalet etmesidir. Arap dilinde ve Kur’an’da çok anlamlılık olgusunun varlığı her ne kadar bazı dilci ve usulcü tarafından münakaşa konusu yapılmış olsa da lügatçilerin ve usulcülerin çoğuna göre inkar edilemez bir gerçektir. Çok anlamlılık olarak tanımladığımız lafz-ı müşterek, mutlak manada tek bir lafzın birden çok anlama delalet etmesi şeklinde tanımlanacak olursa bu tanıma uygun olarak eşadlılık, zıt anlamlılık ve bunun dışında kalan mecaz, istiare, lehçe farklılıkları gibi tüm olguları müşterek lafız içerisinde ele almak mümkündür.

Arap Şiirinde Adı Geçen Şarap Adları ve Bazı Hamriyyat Terimleri

        Araplar, Cahiliye Döneminden beri, şiirlerinde şaraba yer verip onu tasvir etmişler, ona değişik adlar takmışlar ve zamanla sadece şarabı konu edinip onu her yönüyle ele alan hamriyyat türü şiirler söylemişlerdir. Cahiliye şairleri arasında şaraba en çok yer veren şairlerin başında el-A’şa gelir. Peygamber şairi olarak tanınan Hassan b. Sabit de Cahiliye Döneminde söylediği şiirlerinde şarabı tasvir eden şairler arasındadır. İmru’u’l-Kays, Lebid ve Zuheyr gibi muallaka şairlerinin divanlarında da şaraptan söz eden beyitlere rastlamaktayız.

Arapça Yazmaların Neşir Kaideleri

        Bir çeyrek asırdan beri Araplar, eski metinlerinin neşrine hususi bir ِnem atfetmektedirler. Şarkiyatçılar, Arapça ve ilim bakımından aralarında zaifleri de bulunmakla beraber, bir asırdan fazla bir zamandır bu mirasın neşrinde tekaddüm etmiş ve sabit bir ilmi metod dairesinde onları neşretmiş bulunmaktadırlar.

Celalüddin es-Suyûti Hayatı ve Eserleri

        Celalüddin Ebü’l-Fadl Abdurrahman b. Ebi Bekr b. Muhammed el-Hudayri es-Suyûti eş-Şafi’i el-Mısri, Mısır ve Suriye’de hüküm süren Memlukler devletinin son zamanlarında Kahire’de yetişen ve Arap dilinde en fazla eser vücuda getiren müelliflerden biri ve belki de birincisidir.

Arapça’da Kelime ve Kuralların Doğrulanması için Hadislerin Kullanılması

        Arap dili kurallarının tespiti noktasında; hemen herkesin ittifakla benimsediği iki temel referans söz konusudur: Kur’an-ı Kerim ve Arap şiiri. Bununla birlikte, söz konusu referanslardan ilkinin kaynaklığı hususu tartışmasız iken, ikincisiyle ilgili olarak bir takım sınırlamalar getirilmiştir. Dil bilginleri, dilin bozulmaya başlamasından önceki dönem şairlerine ait şiirlerin, -söz konusu şiirler bize sağlam kanallardan intikal etmek koşuluyla- dilde delil olarak kullanılabileceği görüşündedir. Asıl ihtilaf ise, Hz. Peygambere ait hadislerin dilde şahit olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktasında yoğunlaşmaktadır.

el-Ferra’nın, Meani’l-Kur’an’ında Kullandığı Kûfe Dil Okulu’na Ait Terimler

        Bu makalenin amacı, el-Ferra’nın Meani’l-Kur’an’ında kullandığı Kufe Dil Okulu terimleriyle Basra Dil Okulu terimlerinin karşılaştırılmasıdır. Makale dört kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda meani’l-kur’an kavramı hakkında bilgi verildi. İkinnci kısımda h. 207 yılında vefat eden el-Ferra’dan bahsedildi. Üçüncü kısımda da el-Ferra’nın Meani’l-Kur’an’ı kısaca tanıtıldı. Makalenin esas kısmı olan dördüncü kısımda ise el-Ferra’nın bu eserinde kullanılan Kufe Dil Okulu’na ait terimler incelendi. Makalede vanlan sonuç şudur: Bu terimlerden çoğu kullanım alanı bulamayıp unutulmuştur. Sadece nesak, cahd gibi pek azı dilciler tarafından kabul görmüştür. Basra Okulu’na ait terimler bunlara ihtiyaç bırakmamıştır.