Toplumbilim

Postmodernizmin Yanılsamaları

Terry Eagleton Postmodernizm kaynağı ne olursa olsun ( bu kaynak “sanayi sonrası” toplum, modernliğin en sonunda güvenilirliğini yitirmesi, kültürün metalaşması, canlı yeni politik güçlerin ortaya çıkması, toplum ve özne konusundaki belli klasik ideolojilerin çökmesi vb. olabilir), aynı zamanda ve esasen ya unutulmaya terk ettiği ya da gölgesiyle kapışmaya asla son vermediği bir politik fiyaskonun ürünüdür. Postmodernistlerin bu önermeyi alkışlar eşliğinde kabul etmelerini beklememek gerekir. Kendilerinin tarihsel bir fiyaskonun sonucu olduğunun bildirilmesinden hiç kimse hoşlanmaz. Bir kere, yeri geldiğinde tam tersini belirten itirazlar ne olursa olsun, postmodernizmin büyük bir bölümü, yüksek modernizmin kendisine kadar uzanır ki, bu da onu sırf 1960…

Din Sosyolojisinin Konusu

P.Hendrik VRIJHOF Çeviren M.Emin AKTAŞ 1. “Klasik” Din Sosyolojisinin Konusu Din sosyolojisi, henüz gelişmesinin başlangıcında bulunan ve şu ana kadar konusu ve yöntemleri ile ilgili olarak yeterli güvenlik kazanmamış genç bir bilimdir. Sosyoloji veya onun yan alanlarından birisi üzerinde yapılacak genel bir gözlemle hemen hemen zorunlu olarak ortaya çıkan bu tespit, din sosyolojisi üzerindeki genel kanaat (communis opinio) ile göze çarpan bir biçimde iyice belirginlik kazanıyor. Bu anlayış az-çok bilinçli olarak bu bilimle ilgilenenlere hakim olmuş görünüyor. Bu durum, yaklaşık olarak şöyle açıklanabilir: Din sosyolojisi bir din bilimi değil, insan ve grupların birlikte yaşamalarının bilimi olan sosyolojidir. Din fenomeni bu…

Sosyoloji Nedir?

Sosyolojinin Kavramı Sosyolojinin Konusu Bilimleri birbirinden ayıran kesin sınırlar yoktur. Özellikle bütün sosyal bilimler sosyal gerçekliği kendilerine konu edinmelerine karşılık, bu alan üzerinde ilgilerini topladıkları odak noktaları ayrı ayrıdır. Bilimlerin bağımsızlığının ölçüsü, kendilerine özgü konuları ve metodlarıdır. Sosyolojiyi tanımlayabilmek ve ilgi alanını belirleyebilmek için, onun diğer bilimlere göre ilgi alanını ve metodunu bilmek gerekir. Bu nedenle birinci bölümde sosyolojinin konusu ve metodunun ne olduğunu ele alacağız. Ancak bu bağlamda şunları hatırlamamız yararlı olacaktır: Varlıklar canlılık özelliğine göre: • Canlı varlıklar • Cansız varlıklar Olarak ikiye ayrılmaktadır. Öncelikle, sosyolojinin konusu cansız varlıklarda cereyan eden olaylar değildir. Maddede cereyan eden olaylar fen…

Sosyoloji ve Diğer Sosyal Bilimler

Sosyal bilim denilince ilk akla gelenin sosyoloji olması tabiidir. Bu nedenledir ki ilk sosyologlar sosyolojiyi bütün sosyal bilimlerin kendisinde toplandığı bir bilim olarak ele almışlardır. Mesela, A. Comte’un bilimler sınıflamasında sosyolojiden başka sosyal bilime yer verilmez. Hatta psikoloji, sosyoloji ile biyoloji arasında pay edilir. Bunun sebepleri arasında her ne kadar eski felsefi alışkanlığın etkisi varsa da, pür sosyal olayı ele alan veya alması gereken bilimin sosyoloji olmasının da büyük etkisi vardır. Artık bugün sosyoloji denilince kendine özgü metodları ve konusu olan; sosyal gerçeği diğer bilimlerden farklı olarak ele alan bir bilim mevcuttur. Onun konusu bir sosyal grup (birincil veya ikincil…

Sosyolojide Metodoloji

ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ Metodik ve sistematik bilgi edinme sürecine bilim denir. Sosyolojinin metodunu kuran Emile Durkheim dir. Bu sebeple sosyolojinin kurucusudur. Durkheim sosyolojiyi felsefeden kurtarıyor. Sosyoloji genel metotları kullandığı dönemlerde felsefenin kubbesi altındaydı. Özel metotlar kullanmaya başlayınca da bağımsız bir bilim olmuştur. Din iman metodunu kullanır. İman gaybe imandır. Şuhuda iman olmaz. Bilim iman haline dönüşürse ideoloji olur. İdeoloji: Kişinin herhangi bir objeye karşı katılaşmış tutumu. Bu tutumun katılaşması imanla birleşmesindendir. İman haline dönen dindir. Felsefe düşünme metodunu kullanır. Bilimin metodu ise deneydir. Bilim adamının iddiası kanun buldumdur. Bu da objede var olan sebep-sonuç ilişkisidir. Bilim değer yargısında bulunmaz. Olması gerekeni…

Bilgi Sosyolojisi

En geniş anlamıyla bilgi sosyolojisi, bilginin toplumsal bir temelle arasındaki ilişki şeklin­de tanımlanır. Bu ilişki nedenseldir, yani belir­li bir toplum yapısı ya da türü Özel türden bil­giler üretmektedir ki, bu bilgiler diğer toplum­sal yapılar için ya anlamsız ya da ilgisiz şeyler­dir. Dolayısıyla bilgi sosyolojisine göre, her toplum bireylerini başka toplumların üyeleriy­le aralarında farklar olacak belli şekilde davra­nacak şekilde kodlar ve yönlendirir. Bu sosyo­loji dalı yirminci yüzyılın ürünü olmasına rağ­men günümüzde hemen bütün sosyal bilim dallarının literatürüne girmiş, hatta inanç ve bilgi formlarını tümüyle ekonomik ya da top­lumsal alt-yapıyla açıklamaya çalışan kaba Marksist söylemde oldukça yaygınlaşmıştır. Bilgi sosyolojisi teriminin en genel…

Cinsiyet Sosyolojisi

Cinsiyet sosyolojisi, toplum içerisindeki bireylerin cinsiyet farklarını gözönünde bulunudrarak, cinsiyet özelliklerine göre toplumu yorumlayan sosyolojisidr. Bu alanda önemli olan terim toplumsal cinsiyettir. Toplumsal cinsiyet; yaşanılan zamana, mekana ve kültüre göre değişiklikler gösteren, farklı cinsiyetlerdeki insanlardan beklenilen norm ve değer yargılarıyla bağlantılı olarak sosyal rol ve davranışların yanında fiziksel görünüşle bütünleşen bir kavramdır. Bunlara, içinde bulunduğumuz kültürde aileyle birlikte başlayan uzun bir sürecin sonunda modeller gözleyerek ve öğrenerek sahip oluruz. Butler’e göre toplumsal cinsiyet etkisi belirli bedensel eylem; jest ve hareketlerin stilize edilmiş tekrarı aracılığıyla ve bir “Toplumsal Zamansallık” olarak yaratılır. Ona göre belirli şekillerde davranmamızın sebebi toplumsal cinsiyetimiz değildir. Toplumsal…

Din Sosyolojisi

Din sosyolojisi dini kurum ve dini yapılanmaları, dini temalarla toplumsal yapı arasındaki ilişkileri ve dinin toplum, toplumun din üzerindeki etkilerini araştıran bilimsel bir disiplindir. Din sosyologları toplumun din üzerinde dinin toplum üzerindeki etkilerini bir başka deyişle toplum ve din arasındaki diyalektik ilişkiyi açıklamaya çalışır. Din Sosyolojisi (Sociologie de la Religion) terimi ilk olarak Emile Durkheim tarafından Annee Sociologique (Sosyoloji Yıllığı) dergisinin 1899’da yayınladığı bir sayısındaki yazısında kullanılmıştır. Bunun dışında Durkheim’ın Dini Hayatın İlkel Şekilleri (Formes Elementaires de la Vie Religieuse) adlı daha sonraki Din Sosyolojisi disiplininde çok önemli yeri olan sosyoloji perspektifinden dini hayatı ele aldığı bir eseri bulunmaktadır. Durkheim…

Edebiyat Sosyolojisi

Edebiyat ile toplumun karşılıklı etkileşimini aydınlatmaya çalışan ve edebiyat biliminde 1900’lü yıllarda ortaya çıkan bir araştırma çizgisi. İncelemeleri, edebiyatın toplum hayatındaki rolü ve edebiyatın toplum şartlarından etkileşimi konusunda yoğunlaşmıştır. Görüldüğü üzere sembiyotik bir ilişki çok rahatlıkla kurulabilmektedir sosyoloji ve edebiyat disiplinleri arasında. Fakat ne yazik ki çok az örnek çalışmaya rastlayabilmekteyiz. Olaylara tarihsel bir süreç göz önüne alarak yaklaşan Kurtuluş Kayalı Türkiye’de edebiyat sosyolojisi yapmanın uzun yıllar kimsenin aklına gelmediğini ve üniversitelerin buna yeteri ilgi göstermediklerini dile getiriyor. Kayalı’nın “edebiyat sosyolojisi” adlı derleme kitapta konu ile ilgili görüşleri şu şekilde: “Türkiye’de edebiyat sosyolojisi yapmak çok uzun yıllar düşünülmüyor. Bir kere…

Eğitim Sosyolojisi

Eğitimden bahsedildiğinde, genellikle, eğitim işine eğitimci ve öğrenci olarak katılanlar; öğretmenler ve öğrenciler, çocuklar ve gençler, anaokulu öğretmen ve bakıcıları, çıraklar ve ustalar, anne-babalar ve okul yöneticileri vs. akla gelir. Yâni eğitim deyince ilk akla gelen,eğitici ile eğitilenler arasındaki kişisel ilişkilerdir. Daha açık bir söyleyişle; öğretmen ili öğrenci arasındaki karşılıklı ilişkilerin şekli ve izleri, çocuk gelişiminin ortaya çıkardığı ihtiyaçlar, eğitsel ilişkinin meydana geldiği okul ve çevre ortamı, eğitime etki eden çevre faktörleri, çocukların tecrübe kazanmaları ve yetenekleri, eğiticinin pedagojik hedefleri, kullanılan eğitim araç ve metodları ile ilgileniriz. Eğitim, toplumun sosyal kurumlarından bir tanesidir. Her çocuk belirli bir aile içinde doğar,…

Irklar Sosyolojisi

Irk kelimesi günümüzde sürekli olarak birçok değişik anlamlarda kullanılmaktadır. Temelde bu kelime değiştirilemez bir şekilde, esas tabiatı itibariyle başka gruplardan değişik olduğuna inanan insan grupları için kullanılır (Mason 1970: 10). Sosyolojinin ırk kavramıyla ilgisi daha çok ırk grubu mensuplarının ve çevrelerindeki farklı grupların etkileşmesi sonucu ortaya çıkan ve gruptaki fertlerin kendilerini ve diğerlerini ‘biz’ ve ‘onlar’ şeklindeki ayırımlarında odaklaşır. Berry bu durumu ve ırkî grup (racial group) adını verdiği özel bir durumu şöyle izah ediyor: Etnik grupların sadece birkaç özelliğine sahip olan başka gruplarla da ilgileniyoruz. Amerikalı zenci bunun belirgin bir örneğidir. Jamaika adasının “Jamaika beyazları”, Güney Afrika’daki “Cape Coloured”lar…

İletişim Sosyolojisi

İletişimin sosyolojik açıdan incelenmesi demektir. Bu bağlamda iletişimin toplumsal anlamı, topluma etkileri, toplum-iletişim ilişkisi, toplumsal iletişimin tarihsel süreç içindeki gelişimi gibi konular iletişim sosyolojisinin inceleme alanları içerisinde yer alır. Günümüzde, özellikle de Batı üniversitelerinde, iletişim sosyolojisi genellikle medya ya da kitle iletişim sosyolojisiyle neredeyse eş anlamlı kullanılır. Bunun nedeni, iletişimin teknikler bütünü şeklinde tanımlanan anlamına daha fazla temayül gösterilmesidir. İletişimin telgrafın icadından itibaren dolayımlı hale gelmesi nedeniyle iletişimin tanımında tekniğe daha fazla gönderme yapılmıştır. Böylece, insanın diğer insanlarla ve doğayla doğrudan deneyiminin kopmasına aracılık yapan, sinema, telgraf, telefon, radyo, televizyon ve internet gibi teknolojiler, iletişimle eşitlenmiş; ve bu alanın sosyolojisi…

Kent Sosyolojisi

Kent sosyolojisi, tanım olarak Batı’da 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış olan disiplinin adıdır. Sosyoloji disiplinleriyle aynı zemini paylaşmakla birlikte büyük ölçüde bu disiplinlerden ayrılan yönlere sahip olarak şekillendi. Kent sosyolojisinin ana sorunu ya da meselesi, modern kent toplumlarının yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışmak olarak şekillenmiştir. Buna göre, kent sosyolojisi alanı içinde, belirli bir yöntemsel tercihle araştırmacılar, kentte meydana gelen sosyal gruplaşmaları, bu grupların birbirleriyle olan ilişkilerini, etkileşim ve çatışmalarını, kentsel kurumlaşmaları ve örgütlenme biçimlerini, demografik dağılımın sosyal bağlantılarını ve sözkonusu grupların kent sosyal yaşamına uyum problemlerini vb. ele alıp irdeleyebilirler.

Köy Sosyolojisi

Kırsal ve Köy koşullarında gelişmiş oluşmuş ve biçimlenmiş ilişkileri konu alır ve bunlarla tüm toplumun işleyişi arasındaki bağımlılığı araştırır. Toplumsal yaşamı ve toplumsal olayları açıklamak ve çözümlemek için geçmişten günümüze kadar ortaya atılmış görüş ve kuramları şöylece sınıflandırmak mümkündür. Doğacı görüş ve kuramlar Örgenlikçi (insan bedeni) görüş ve kuramlar Bireysel bilince bağlı görüş ve kuramlar Toplumsal (kollektif) bilince bağlı görüş ve kuramlar Bütüncü görüş ve kuramlar Köyün çeşitli yasalarda belirli tanımları bulunmaktadır. 1924 tarihli Köy Kanunu, nüfusu 2000’i aşmayan yerleşim yerlerini köy olarak tanımlamıştır. ABD nüfus bürosuna göre de, nüfusu 2500 den az olan kasaba ve kırda yaşayan halk köylü…

Sanat Sosyolojisi

Sanat sosyolojisi, sosyolojinin alt dallarından biridir ve sanatı toplumsal bir süreç olarak, diğer toplumsal fenomenlerle bağlantı içinde ele alır ve analiz eder. Modern sanatın gelişimi, sosyolojik bir araştırma sürecini gerektirdiğinde ve sosyoloji de kendi içinde alt dallara doğru ayrılırken, Avrupa’da ve ABD’de bazı sosyal bilimcilerin katkısıyla sanat sosyolojisi giderek özerkleşen bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle 20. yy.’ın ortalarında Frankfurt Okulu düşünürlerinin (T. Adorno, M. Horkheimer, H. Marcuse) katkıları bugün sanat sosyolojisi literatürü içinde önemli bir yer tutmaktadır. Frankfurt Okulu, “sanat sosyolojisi” ve “sanat felsefesi” arasındaki dinamik etkileşim için de iyi bir örnektir. Pierre Bourdieu, Howard S. Becker, Robert W.…

Siyaset Sosyolojisi

Toplumsal yapı ve kültürü etkileyen somut politik fenomenlere ilişkin sosyolojik araştırma. Öncelikle ve te­melde devlet konusunu, sosyolojik bir bakış açısı ve yöntemlerle ele alan siyaset sosyo­lojisi, politikayla toplumsal yapılar, ideolo­jiler ve kültür arasındaki ilişkiler üzerinde durur. Özgül politik rejimlerin ve kurumsal yapıların kökenlerini ve gelişimini açıkla­mak amacıyla parlamenter demokrasilere olduğu kadar, despotik ve totaliter rejimlere de yönelen politik fenomenlere dair sosyo­lojik analiz, birer toplumsal kurum olarak siyasi partileri ve parti liderleriyle üyeleri arasındaki ilişkileri inceler. Turkcebilgi.com

Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp Hayatı, Kişiliği ve Düşünce Yapısı Üzerine

ŞAHİN GÜRSOY – İHSAN ÇAPCIOĞLU Ziya Gökalp, 23 Mart 1876 yılında Diyarbakır’da doğmuştur. Kendisine, babasının isteği üzerine Mehmet Ziya ismi verilmiştir. Babası, Vilayet Evrak Memuru Mehmet Tevfik Efendi (1851-1890), annesi Zeliha Hanım’dır (1856-1923). İlköğrenimini 1883 yazında kayıt yaptırdığı Mercimekörtmesi Mahalle Mektebi’nde tamamlamıştır. Ziya Gökalp as a Turkish Thinker: A Study on His Life, Personality, and Philosophy. Born March 23, 1876 in Diyarbakır, Ziya Gökalp is one of the most prominent figures in the history of Turkish philosophy, culture and politics. Living in a period of transition from an Empire to a Nation-State, sociological, cultural and political theories and assessments made…

Bilim Tarihi

BİLİM NEDİR ? TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor: Bilim: “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.” “Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.” “Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.” Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır. İnsan doğaya egemen olmak ister! Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu…

Bilim Olarak Sosyoloji

Maurice Duverger Sosyolojinin gelişimi, toplumsal olayların da doğa bilimlerinin kullandığı yöntemlerle incelenebileceği temel düşüncesine bağlıdır. Comte’un başlangıçta kullandığı “toplumsal fizik” adının olsun, toplumsal olayları “birer nesne gibi” ele almak gerektiğini söyleyen Durkheim’in formülünün olsun, kökeninde bu yatar. O dönemde sosyolojinin, doğa bilimleri gibi, olayları olduğu gibi betimleyebildiği ve böylece, “değer yargıları” yerine, “gerçek yargıları” geliştirebildiği oranda bir bilim olduğuna inanılmaktaydı. Bu tutum, gerçek bir düşünsel devrim oluşturmuştur. Daha önceleri, birkaç ender olağan dışı kişi bir yana bırakılırsa ‘Aristo, Makyavel, Jean Bodin ve özellikle Montesquieu) toplumsal olgular, esas olarak felsefi ve ahlaki açıdan incelenmekteydi. Toplumun ne olduğu değil de, insan doğasına…

Bilgi Sosyolojisinde Bir Problem Olarak Kimlik

Peter Berger Tercüme: Mehmet Cüneyt Birkök Teorik görünümdeki sosyal psikoloji, George Herbert Mead’ın çalışması ve ‘Sembolik-yorumcu’ okulun Mead’cı geleneği ile kurulmuştur. Gerçekten de denebilir ki bu vakada, Amerika’daki sosyal bilimlere yapılmış en önemli teorik katkı yatmaktadır. Amerikan sosyolojisi içinde kurulmuş olan Mead’cı geleneğin perspektifleri, onu temsil etmeyi amaçlamanın ötesinde bir okul olarak, Amerikan sosyolojisinde kurulmuş oldu. Sosyal psikoloji, Chicago üniversitesinde Mead’ı ‘keşfeden’ sosyologlar ve bunların da ötesine yayılan Mead’ın fikirleri, bir ‘sosyologun psikolojisi’ olarak, psikanaliz ve öğrenme teorisi (learning theory) arasında daha sonra ortaya çıkan mücadeleye rağmen, sosyologların tabii bir şekilde teorik yaklaşımlarını oturttukları bir temel olma özelliği üzerine yapılandı.1…

Asya ve Küreselleşme

Arif Dirlik 19 Mayıs 2004 – Yirminci yüzyılın son on yılında ulus-devletin sonunu kutlayanlar (ya da bu sebepten yas tutanlar) için yirmibirinci yüzyılın ilk on yılı, hatırı sayılır bir umutsuzluğa ya da duruma göre, rahatlamaya sebep oldu. Şu an öyle görünüyor ki birkaç yıl öncesinde küreselleşme için atılan zafer naraları, sadece milliyetçiliğin en bayağı biçimlerinde süregiden canlılığını ortaya koymakla kalmayıp, küreselleşme sloganlarının aslında kaba bir emperyalizmin ideolojik kılıfından pek de başka birşey olmadığını teşhir eden iki Irak işgalinin arasındaki döneme sıkışıp kalmış durumda. Bu kavramın ciddi bir şekilde ele alınmasının ya da ulusun yaşayabilirliğini sorgulamanın on yıl öncesine duyulan nostaljiden…

Althusser, İdeoloji ve İdeoloji İle İlgili Son Söz

Prof. Dr. Metin KAZANCI Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ÖZET Son yıllarda ideoloji ile ilgili çalışma sayısı oldukça artmıştır. İdeolojiyle ilgili çalışmalarda Althusser önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Althussersiz ideoloji yazılamaz. Ona göre ideoloji tüm varoluş nedenini yaşam pratiğinden almaktadır ve yaşananın bir kopyası daha doğrusu aynasıdır. İdeoloji toplumun maddi bir pratiği olması nedeniyle her şeyi, herkesi kavramakta ve bu durum ona özel bir yer kazandırmaktadır. Althusser’e göre ideoloji her yerdedir, bir ortamı ifade eder. Maddenin ayrılmazıdır. Madde ile birlikte var olmuştur. Ne var ki Althusser ideolojisini Marks’ın ideoloji tanımı ile karıştıran, hatta daha da ileri gidip onu alt yapıya indirgeyen…

Din Sosyolojisinin Tarihsel Gelişimi ve Temel Sorunları

Prof. Dr. Ünver GÜNAY Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi -ÖZET- Bağımsız bir bilimsel disiplin olarak din sosyolojisi oldukça genç olup, bir toplum olayı ve kurumu olarak dini ele almak, din ve toplum ilişkileri ve etkileşimini ve bu çerçevede ortaya çıkan olgu, süreç, teskilat ve gruplasmalari sosyolojik bir yaklaşım perspektifinde bilimsel olarak arastirip incelemek üzere o ancak modern dönemde ve onun sartlarinda ortaya çikmis ve giderek gelisme göstermisse de; gerçekte, hangi ölçüde modern dönemin sartlarina bagli bulunursa bulunsun, kendine has arastirma alani, konulari ve bunlari bilimsel perspektifte incelemede izleyecegi yöntem ve teknikleri ile birlikte bu bilim dalinin bagimsiz ve sistematik bir bilimsel…

Dini Tecrübenin Fenomenolojik Tahlili

Douglass Allen Dini fenomenleri dini olmayanlardan ayırdeden kriterlerle, dini bir fenomenin anlamının izah edilmesini sağlayan kriterler arasında bir ayırım yapılabilmelidir. Bir sanat eserinin diğerlerinden ayırdedilmesine ve manasının anlaşılmasına imkan veren ölçütlerin formüle edilmesinde de aynı ayırım sözkonusudur. Bu ayırımdan itibaren, Eliade’nin metodolojisi benim düşünceme göre, iki anahtar fikir sunmaktadır: Kutsalın ve profanın diyalektiği 1 ile sembolizmin veya sembolik yapıların baskın özelliği. Kutsalın diyalektiği üzerine yaptığı açıklamada Eliade, dini fenomenleri ayırdetmeyi başarır; sembolizm ile ilgili yorumu, kutsal tezahürlerinin ekseriyetinin anlamını kavrayabileceği kuramsal çerçeveyi oluşturmaktadır. Sembolizm üzerine düşünceleri ise, yapısal hermenötiği için, fenomenolojik temeli meydana getirmektedir. Eliade’ın sembolizmi analizine eklenmiş kutsalın diyalektiği,…

Dinin Tarihsel Fenomenolojisi Alanı ve Metodu

Marihuasi DHAVAMONY Çeviren Fuat Aydın** Dini çalışan her ilmi inceleme, araştırma konusu olarak dini olgular ve onların tezahürlerini ele alır. Onun malzemesi, dua gibi eylemlerde, kurban ve sakramentler gibi ayinlerde tezahür ettirdiği dini tutumunu, ifadesinin mitlerde ve sembollerde var olduğu şekliyle dini düşüncelerini, kutsal, tabiatüstü varlıklar ve tanrılar vs. hakkındaki dini inançlarında ifade edildiği şekliyle insanın dini hayatının ve davranışının gözleminden çıkartılır. Dini fenomenin bu bilimsel incelenmesi içinde, aynı konuyu araştırsalar da, bunu, kendi maksatlarına ve alanlarına uygun olan hususi yönleriyle ele alan farklı hususi disiplinler vardır. 1. DİNİ İNCELEYEN FARKLI DİSİPLİNLERİN ALANI Kapsamlı bir şekilde tanımlandığında, din sosyolojisi, din-toplum…

John Stuart Mill ve Metodolojisi

Ahmet Selim TEPEGÖZ Metodolojiyle ilgili temel kitabı olan Mantık Sistemi (System of Logic) adlı eseri, Fındıkoğlu Z.Fahri tarafından “başlı başına bir kültür abidesi teşkil etmekte, Metodoloji Kuranı diye vasıflandırılmaya hak kazanmaktadır” şeklinde nitelendirilen J.Stuart Mill, bu nitelemeden de anlaşılacağı gibi, Liberalizm’in en gözde öncülerinden biri olmasının yanı sıra, Sosyal Bilimler Metodolojisi açısından da incelenmesi gereken bir düşünürdür. Nitekim, yine Fındıkoğlu Z.Fahri’ye göre Mill, Comte’u sosyoloji metodolojisi alanında devam ettiren bir İngiliz sosyologudur . Liberalizm, faydacılık, hürriyet ve hatta kadın hakları gibi konularda daha çok üzerinde durulan Mill’i, biz bu makalemizde yalnızca metodolojisi açısından ele almaya çalışarak diğer konulara temas etmeyeceğiz.…

Küresel Ekonomide Büyüme

Küreselleşme;toplumlar, milletler ve uluslararası organizasyonların prensip olarak benimsemeleri gereken değerler üzerinde süregelen tartışmada soğuk savaşın yerini almıştır. Küreselleşme süreci, içinde en son demokratik geçiş dalgasını da barındıran birçok nedene bağlı olarak hızlandırılmıştır. Doğu ve Batı Avrupa’da komünizmin yıkılışını takip eden yıllarda, daha önce otoriter ülkeler olarak tanımlanmış birçok ülke demokrasiyi kucaklamış ve uluslararası ekonomiye tekrar katılmıştır. Aslında, küreselleşmeyi engellemeye çalışan ülkeler, bunu ancak politik ve ekonomik özgürlükleri sınırlayarak yani bir anlamda demokrasi ve serbest ekonomiyi kısıtlayarak yapabileceklerini düşünmüşlerdir. Küreselleşme, hem bir dizi uluslararası ilişkinin oluşturulması hem de bir değişim süreci olarak yorumlanır. İkinci Dünya savaşından sonra başlayan küreselleşme dalgası, bir…

Küreselleşme Kavramı ve Ekonomik Yönü

Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi www.e-sosder.com ISSN:1304-0278 Bahar-2007 C.6 S.20 (260-282) 260 KÜRESELLESME KAVRAMI VE EKONOMK YÖNÜ THE GLOBALIZATION CONCEPT AND ITS ECONOMICAL SIDE Yrd.Doç.Dr. Cahit AYDEMR Ögr.Gör.Dr. Mehmet KAYA D.Ü. Diyarbakır Meslek Yüksekokulu D.Ü.Ergani Meslek Yükekokulu caydemir@dicle.edu.tr mkaya@dicle.edu.tr ÖZET Son yıllarda en çok tartısılan kavramlardan biri de “küresellesme” kavramıdır. Bu kavram, adeta sihirli bir güce sahipmisçesine sosyal, ekonomik ve siyasi olayların sebeplerinin açıklanmasında karsı konulmaz bir çekim merkezi olusturmaktadır. Yasanan gelismeleri açıklamaya çalısan hiçbir teori ya da çalısma yoktur ki, küresellesme kavramına dogrudan veya dolaylı deginmesin. Bu da kavrama çok fazla anlam yüklenmesine yol açmakla kalmamakta, ayrıca kavramın ne oldugu…

Küreselleşme ve Kültürel Farklılıklar Çerçevesinde Ulusal Kültür

Prof. Dr. Emre Kongar 16 Mayıs 1997 Ankara Küreselleşme ya da yabancı terminoloji ile “globalleşme”, biri siyasal, biri ekonomik, biri de kültürel olarak üç boyutu olan bir kavramdır. Küreselleşmenin siyasal ayağı, Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasal egemenliği ya da dünya üzerindeki siyasal jandarmalığı anlamına gelmektedir. Bu durum, bir anlamda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, dünyanın tek kutuplu hale gelmesini de belirtmektedir. Küreselleşmenin ekonomik ayağı, uluslararası sermayenin egemenliğine işaret etmektedir. Bu egemenlik bütün ülkeleri, örneğin Birleşik Amerika’yı da aşan bir biçimde gelişmiştir. Kendi mantığı içinde, sermaye ve onun simgesi olan marka bazında dünyayı, tüketiciyi ve tüm insanları yönlendirmektedir. Ekonomik olarak uluslararası sermayenin egemenliği…

Küreselleşme, Ekonomik Kriz ve Türkiye

Giriş Küreselleşme, yoğunlukla son iki on yılda; ekonomik, politik, teknolojik ve entelektüel alanlarda, kapsamlı bir dönüşümü içe­ren bir sürecin adıdır. Küreselleşme hareketi, ekonomik, kültürel ve politik alanlarda çok sayıda faktörün eş anlı olarak sürüklediği bir eğilim, bir rüzgardır. Rüzgar, eski ekonomiden yeni ekonomi yönüne eski teknolojiden yeni teknoloji tarafına, eski modern düşünceden yeni post-modern düşünce doğrultusuna, eski siyasal yönetim anlayışlarından, yeni siyasal yaklaşımlar yönüne doğru esmektedir. Küreselleşme bir akım kavramıdır. Eğitimden siyasete, üretimden iletişime değişim dinamikleri, örneği olmayan, öngörülmeye çalışılan farklı bir toplum yapısına yönelik biçimde yol almaktadır. Kimi öngörülere göre, hedef toplum yapısı, “bilgi toplumu” olacaktır. Mevcut sanayi toplumlarında,…

Küreselleşme, Mikro Milliyetçilik, Çok Kültürlülük, Anayasal Vatandaşlık

Emre KONGAR Son günlerde tüm kavramlar birbirine karıştırılıyor. Bu yazıda benzer kavramları açıklamaya çalışarak, aralarındaki farklara ve benzerliklere işaret etmeye çalışacağım. Küreselleşme. Küreselleşme, ya da yabancı terminoloji ile, “globalleşme” biri siyasal, biri ekonomik biri de kültürel olarak üç boyutu olan bir kavramdır. Kürselleşme’nin siyasal ayağı, Amerika Birleşik Devletlerinin siyasal egemenliği, ya da dünya üzerindeki siyasal jandarmalığı anlamına gelmektedir. Bu durum, bir anlamda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, dünyanın tek kutuplu hale gelmesini de belirtmektedir. Küreselleşmenin ekonomik ayağı, uluslararası sermayenin egemenliğine işaret etmektedir. Bu egemenlik, bütün ülkeleri, örneğin, Birleşik Amerika’yı da aşan bir biçimde gelişmiştir. Kendi mantığı içinde, sermaye ve onun simgesi…

Küreselleşmenin Ekonomik Anlamı

Türkiye’de sermayesi Türk halkının ödediği vergilerden, kullanılabilir fonları Türk halkının tasarruflarından meydana gelen Ziraat Bankasının nasıl bir yönetim şekline sahip olacağı, ayrıca yöneticilerinin kimliği Washington’daki IMF tarafından belirleniyor. TMO’nun bu yıl buğday alıp almayacağı, şeker fabrikalarının köylüden şeker pancarını kaça alacağı, memur maaşlarına ne kadar zam yapılacağı da. Talimatlar kamu sektörüyle sınırlı değil. Özel bankaların hangilerinin faaliyetine devam etmeye ehil olduğu, hangilerinin faaliyetine son verilmesi gerektiği de IMF’ye soruluyor. Yalnız bu işlere karışanlar IMF ve kardeş kuruluşu Dünya bankasıyla da sınırlı değil. İstenen adımlar atıldıkça Hazine ve Merkez Bankası bürokratları ABD ve Avrupa’da kapı kapı gezerek “kurumsal yatırımcı” sıfatını taşıyan…

Küreselleşmeye Dair Tüsiad Araştırması

Dünyanın aradığı yanıt Bülent Gündoğmuş – Araştırmacılar Derneği Başkanı Dünyada küreselleşmenin ekonomik etkilerini olumlu bulanlar giderek artarken, Türkiye’de azalıyor. Dünya genelinde ülke ekonomilerinin daha iyi olacağını ifade edenlerin oranı yüzde 56, Türkiye’de ise bu oran yüzde 45. Araştırmacılar Derneği Başkanı Bülent Gündoğmuş Yöntem Araştırma şirketinin küreselleşme araştırmasının sonuçlarını yazdı. Hiç kuşku yok, son yıllarda üzerinde en çok konuşulan, yazılan konuların başında küreselleşme gelmektedir. Başlangıçta sadece akedemisyenleri ve bazı işadamları ile politikacıları ilgilendiren küreselleşme kavramı zamanla toplumların tüm kesimlerinin ilgi alanına girmiş ve onları derinden etkilemiştir. Küreselleşme öylesine ilginç bir olaydır ki, kaos teorisindeki, başlangıç noktasındaki, şartlara hassas bağımlılık yasası hızla…

Mantıksal Pozitivizm (Viyana Çevresi) ve Eleştirisi

Alparslan KOÇ Mantıksal Pozitivizm; 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında mantık, matematik ve matematiksel fizikte gerçekleşen ilerlemeden esinlenen, Almanya ile Avusturya’da ortaya çıkan “mantıkçı deneycilik” diye adlandırılan felsefe hareketidir. En önemli temsilcileri, sonraları “Viyana Çevresi” diye anılacak olan ve Viyana Üniversitesi’nden Moritz Schlick etrafında toplanmış olan Rudolf Carnap, Herbert Feigl, Hans Hahn, Karl Menger, Otto Neurath ve Friedrich Waismann gibi düşünürlerdi. Bunun dışında Berlin Üniversitesi’nden Hans Reichenbach çevresinde toplanan Walter Dubislav, Kurt Grelling ve Carl Hempel gibi düşünürler de hareketin Almanya ayağını oluşturmaktaydı. Her iki grubun da üyesi olmamakla beraber Avusturya’lı Ludwig Wittgenstein ve Karl Popper da en azından…

Marksizmin Bunalımı

Louis Althusser Onlar (sürgündeki dostlarımız ve yoldaş­larımız) fikirlerini savunacak, kendilerini Marksist ve ilerici olarak niteleyecek, hiçbir şeyi burjuva ideolojisinin şantajına terk etmeyecek kadar yürekli davranmışlardır. Bu kategoriye, halklarından ayrılmamak için mevzilerinde kalabilmiş ve kalmayı istemiş olan­ları da katmak isterim. Bu insanları tanımıyor olsak da, sayıca çok olduklarının farkındayız. Onların arkasında da kendi yöntemlerince di­renen işçi kitleleri var. Trentin’le aynı kanıda­yım: Bu düzensiz bir şekilde olabilir, ama an­layışlı olmalıyız. Doğu’nun işçilerine elimiz­deki tüm yardım imkânlarını sunmalı ve hep­sinden önemlisi onların tecrit olmuşluklarını kırmalarına çalışmalıyız. Düşüncemi çok kaba ve şematik bir bi­çimde dile getirdiğim için özür dilerim. Epey zamandır kendi aramızda “Marksizmin…

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın “Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi” Adlı Eserinin Tahlili

Prof.Dr. M. Sait DOĞAN (Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi) ÖZET Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi, Türk sosyolojisinin alt yapısını oluşturmak yönünden zengin malzeme birikiminin değerlendirilmesi problemiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu çalışmamız bizlere bu sorunların sebep-sonuç ve çözüm yollarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler Sosyal hareket Sosyoloji Materyalizm Kollektif davranış İşçi sınıfı Sosyal yapı Sosyal tabakalaşma ABSTRACT Sociology of social movements provides rich data for background of Turkish sociology We are face to face rich data on the subject. In this article this problem is discussed from every point of view. Key Words Social movement Sociology Materialism Collective behaviour Working class…

Serbest Ticaretin Belirsizlikleri

Immanuel Wallerstein Serbest ticaretin lehine olan sav serbest ticaretin her zaman maksimum rekabet, bunun sonucunda üretimde maksimum verimlilik, fiyatların düşmesi ve tüketicinin bundan yarar sağlaması etrafındaydı. Korumacılık lehine olan sav ise serbest ticaretin, çeşitli ulusal ekonomik durumlar da, hem kısa hem uzun dönem de her zaman çok olumsuz sonuçları olduğunu söylemekteydi. Kısa dönemde işsizliği arttırıp yerli yatırımcıların başarısız olmasına neden olmakta ve uzun dönemde ise daha zayıf ülkeleri karı düşük ekonomik eylemliliğe kıstırmaktaydı. Tabii her riki taraf da bir noktaya kadar haklıydı. Ama serbest ticaretin soyut niteliklerinin rekabet ile karşılaştırılması gerçekte neler olduğunu saptamaktan yoksundu. Son noktada soru ekonomik olduğu…

Globalizmin Dili

Peter Marcuse The Language of Globalization [Monthly Review, Temmuz-Ağustos 2000, Volume 52, n° 3] Globalizmin dili, özel bir dikkat gerektirir. Globalizmi sözcük olarak ele alarak başlarsak, değişik kullanım biçimlerinde hiç bir anlamı bulunmamaktadır.1970’den itibaren bakacak olursak, globalizm sözcüğü, değişik şeylerin tek bir kategoride ifade edilmesi için kullanılmaktadır. Örneğin, iletişim teknolojisindeki gelişmeler, hava taşımacılığının yaygınlaşması, döviz spekülasyonları, sınır ötesi sermaye hareketlerinin artması, kültürün Disneyleştirilmesi, kitle tüketimi, global ısınma, genetik mühendisliği, çokuluslu şirketlerin güçlenmesi, yeni uluslararası işbölümü, emeğin ulusalararası hareketi, ulus-devletin gücünün azalması, post-modernizm ya da post-fordizm gibi. Burada sorun, sözcüğün kaygısız bir biçimde birden çok anlamda kullanılmasıdır. Zihinsel olarak, sözcüğün böylesine…

Sistem Karşıtı Hareketin Geleceği

Modern dünya sistemi yapısal bir krizin içindeyse ve bir geçiş dönemine girdiysek, sistem karşıtı hareketlerin karşı karşıya oldukları sorunların, on dokuzuncu ve büyük ölçüde de yirminci yüzyıldakinden oldukça farklı biçimlerde ortaya çıkacağı açık. Sendika.org – Londra 22 Şubat 2003, Cumartesi Immanuel WALLERSTEIN 1970’lerde, halk hareketlerinin, tarihsel ve analitik bakımdan iki ayrı ve bir çok açıdan rakip türünü -“toplumsal” adı altında yürütülenlerle, “ulusal” adı altında yürütülenler- bir arada gruplaştıracak bir formülasyona sahip olmak için “sistem karşıtı hareket” terimini kullanmıştım. Toplumsal hareketler ilksel olarak sosyalist partiler ve sendikalar olarak kavranıyorlardı; her devletin içinde burjuvaziye ya da işverenlere karşı sınıf mücadelesini yükseltmeleri bekleniyordu.…

Sisteme Karşı Yeni İsyanlar

Immanuel WALLERSTEIN Toplumsal hareketler ilksel olarak sosyalist partiler ve sendikalar olarak kavranıyorlardı; her devletin içinde burjuvaziye ya da işverenlere karşı sınıf mücadelesini yükseltmeleri bekleniyordu. Ulusal hareketler ise, ya örneğin, İtalya’da olduğu gibi, tek bir ulusun parçaları olarak kabul edilen ayrı politik birimleri birleştirerek, ya da örneğin, Asya ya da Afrika’daki sömürgelerde olduğu gibi, söz konusu edilen milliyet tarafından sömürgeci ya da baskıcı olarak kabul edilen devletlerden koparak, ulusal bir devletin yaratılması için savaşan hareketlerdi. Her iki tip hareket de ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında kayda değer, bürokratik yapılar olarak ortaya çıkıp, zaman içinde büyüyüp güç kazandılar. Her ikisi de kendi hedeflerine…

Sosyal Bilimleri Açın

IMMANUEL WALLERSTEİN ve GULBENKIAN KOMİSYONU ÜYELERİ I. Wallerstein, sosyal bilimlerin yeniden yapılandırılması fikrini taşımaktadır. Kendisi, Calouste Gulbenkian Vakfına, sosyal bilimlerin bugününün ve geleceğinin tartışılacağı entelektüel bir çabanın yaratılması konusunda bir teklif sunmuş ve teklifi vakıf tarafından olumlu karşılanmıştır. Wallerstein’ın başkanlığında sosyal bilimlerin yeniden yapılandırılması için 1993 yılında Gulbenkian Komisyonu teşekkül ettirilmiş; bu komisyonun çalışmaları iki yıl sürmüş ve çalışmaların sonuçları bir rapor halinde yayınlanmıştır. İşte burada özetini vermeye çalışacağımız “Sosyal Bilimleri Açın” kitabı, Wallerstein’ın başkanlığında yürütülen Gulbenkian Komisyonu’nun sosyal bilimlerle ilgili sundukları raporun kitap haline gelmiş şeklidir. İnsanların doğası, birbirleriyle ilişkileri ve içinde yaşadıkları toplumsal yapılar hakkında zihinsel bir faaliyetin…

Toplumsal Düşünce Tarihinde Din Sorunu

Yrd. Doç. Dr. Ali Coşkun A. Pozitivist ve Evrimci Sosyolojiden Hümanistik Sosyolojiye Toplumsal olaylar üzerinde düşünme geleneğinin, insanın varoluşuyla birlikte başlayıp düşünce ufuklarımızın uzandığı en eski tarihlere kadar gittiğini biliyoruz. Öte yandan günümüzde büyük ölçüde etkili olduğu görülen Modern Toplumsal Düşüncenin ise Modern Batının tarihî ve sosyo-kültürel şartlarıyla yakından ilişkili olduğunu da bilmekteyiz. Batıda on beş ve on altıncı yüzyıllarda vuku bulan Rönesans ve Reform Hareketleriyle başlayan süreçte Modern düşünce en yüksek değer olarak Tanrı yerine İnsanı koymuş, Hakikatin tek ölçüsünün de vahiy değil akıl olduğunu öne sürmüştü. On yedi ve on sekizinci yüzyıllarda hakim olan Aydınlanma Hareketi ise temsil…

Toplumun İnşası ve Toplum Bağları Nazariyeler ve İslam

Prof.Dr.Yümni Sezen Toplumun oluşumunu izah için Batıda bazı nazariyeler üretilmiştir. Bunlardan biri Thomas Hobbes’a aittir. Ona göre toplum bir himaye tedbiridir. İnsanlar birbirinin şerrinden emin olmak için toplu yaşamaya başlamışlar ve buna alışmışlardır. Adam Smith’e göre toplum iktisadi tedbirdir. Temelde iktisadi nizam vardır. Marx da aynı iktisadi temeli başka türlü ifade eder. J.J.Rousseau’ya göre ise toplum hukuk tedbiridir. Toplum zımnî bir sözleşmedir. Bu nazariyeler, tabiilikten kopmak, zararları defetmek veya faydayı temin etmek için güç dengesine dayalı birer suni toplum anlayışlarıdır. Bunlar birer gerçek olmakla beraber, insanlar arası bağın sadece birer yönünün ifade ederler ve birleştirme kadar dağılmaya, parçalanmaya, bozulmaya götüren…

Ziya Gökalp’e Göre Millet ve Milliyetçilik

Prof. Dr. Rıza Filizok Gökalp, “millet nedir?” sorusuna cevap verirken bu kelimenin anlam alanına giren “ırk, kavim, ümmet, halk, devlet” gibi kavramların eleştirisinden yola çıkar ve milletin ırkî bir birlik olmadığını, kültürel bir birliğe dayanan bir terbiye yani eğitim sonunda oluşan bir birlik olduğunu ispatlar. Gökalp, “millet nedir?” sorusuna cevap verirken bu kelimenin anlam alanına giren “ırk, kavim, ümmet, halk, devlet” gibi kavramların eleştirisinden yola çıkar ve milletin ırkî bir birlik olmadığını, kültürel bir birliğe dayanan bir terbiye yani eğitim sonunda oluşan bir birlik olduğunu ispatlar. Gökalp’a göre ırk (race) kavramı zooloji bilim dalına ait biyolojik bir terimdir ve anatomik…

Ziya Gökalp’in Din Anlayışı

Yrd. Doç. Dr. Y. Mustafa KESKİN İçinde yaşadığımız toplumun din anlayışını daha iyi anlayabilmemiz, tarihsel gelişimi içerisinde toplumda ortaya çıkan sosyal dönüşümleri ve bu dönüşümlerde etkili olan aydınları iyi tahlil etmemize bağlıdır. Buradan hareketle, araştırmamızın konusunu; din hakkında orijinal fikirler ileri süren”Ziya Gökalp’in Din Anlayışı” oluşturmaktadır. Bu görüşleriyle Gökalp, sadece kendi yaşadığı döneme değil, aynı zamanda, yeni Türk Devletinin kurulması aşamasına da damgasını vurmuştur. Giriş İçinde yaşadığımız toplumu ve özellikle de onun din anlayışını daha iyi tahlil edebilmemiz için tarihsel gelişim seyri içerisinde toplumda ortaya çıkan sosyal dönüşümleri ve bu dönüşümlerde etkili olan aydınları iyi tahlil etmemiz gerektiği inkâr edilemez…

Kamuda Rüşvetin Toplumsal Nedenleri

Prof. Dr. Emre Kongar Yolsuzluk ile Savaşım Stratejileri Uluslararası Sempozyumu. 29 Eylül Pazartesi İstanbul Tüm kamu alanını, yani tüm vatandaşları ilgilendirdiği için, “Kamuda rüşvet” olayı “Türkiye’deki rüşvet sorunu” anlamına gelir. Rüşvet ve yolsuzlukların toplumsal yaygınlığı hiç kuşkusuz, dünyada da birçok örnekte görüldüğü gibi, siyasal ve bürokratik yozlaşma sonunda ortaya çıkar. Bu olayın toplumsal nedenlerini çok kaba hatlarıyla “Tarihten gelen nedenler”, “Kültürel yapıdan gelen nedenler” “Siyasal yapıdan gelen nedenler” “Ekonomik yapıdan gelen nedenler”, “Hukuksal yapıdan gelen nedenler” “Bürokratik yapıdan gelen nedenler” “Toplumsal yapıdan gelen nedenler”, olarak yedi grup altında irdelemek olanaklıdır. Bu kısa bildiride, yukarda belirttiğim yedi grup neden üzerinde durduktan…

Karl Popper’in Yöntem Anlayışı

Hayri ERGİN GİRİŞ Mantıksal Pozitivizm ne demektir? Popper’in klasik yöntemlere bakış açısı nasıldır? Tikel bilgilerin genellemesiyle tümel bilgi elde etmek mantıksal bir kesinlik taşır mı? Popper nasıl bir eleştiri getiriyor? Bilimselliğin ölçütü sanıldığı gibi doğrulanabilirlik midir? Popper’in çözüm önerisi nedir? Bilimsel bilgi doğruların biriktirilmesiyle mi yoksa yanlışların ayıklanmasıyla mı elde edilir? Bunlar ve akla gelebilecek diğer sorular ve bunlara verilecek cevaplar, Karl Popper’in yöntem anlayışının ortaya konması açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışmamız, bu sorulara yanıt arayacaktır. İlk ana bölümde Mantıksal Pozitivizm ve Viyana Çevresi açıklanmaktadır. İkinci ana bölüm ise Karl Popper’in doğrulamacılık eleştirisinin ve yanlışlamacılık ilkesinin tamamen ortaya konduğu bölümdür.…

Küreselleşme Bağlamında Türkiye

Emre KONGAR EGE ÜNİVERSİTESİ İZMİR 26 NİSAN 2001 Değerli meslektaşlarım, sevgili öğrenciler, değerli dinleyenlerim. Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Burada bu konuşmada güç bir görevi yerine getirmeye çalışacağım: Üniversitede hoca olarak 96 saatte anlattığım konuları burada sizlere 45 dakikada özetlemek gibi güç bir görevle karşı karşıyayım. Üstelik de değineceğim kavramların her biri küreselleşme ve uluslararası yapı veya Türkiye gibi, tarihten günümüze kadar bir takım karmaşık süreçlerin oluşturduğu konular. Ayrıca ben bu konuları size aktarırken, günümüzde özellikle televizyonlarda politikacılar tarafından toplum ve Türkiye hakkında bilinçli olarak oluşturulan bazı yanlışları da düzeltmek niyetindeyim. Tarihsel ve toplumsal konularda politikacılar tarafından çarpıtılmış gerçekleri…

Niyazi Berkes’de Çağdaşlaşma Kavramı

NİYAZİ BERKES’DE ÇAĞDAŞLAŞMA KAVRAMI Prof. Emre KONGAR NİYAZİ BERKES SEMPOZYUMU Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Gazimağusa KKTC 21-23 Nisan 1999 I. GİRİŞ Berkes, Türkiye Cumhuriyeti’nin ellinci yılı kutlamalarına bir kitapla katılmak ister. Bu amaçla, öğretim üyeliği yapmakta olduğu Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden iki yıllık bir izin alır ve bu süre boyunca neredeyse bir ömür boyu yaptığı incelemeleri, “tarihsel olayların nasıl zorunlu olarak Cumhuriyet rejiminin gelişi doğrultusunda aktığının gösterilmesi”ni sağlayacak bir kitaba dönüştürür. (s.9). Benim, bu yazıda üzerinde duracağım “çağdaşlaşma” kavramını adında da taşıyan “Türkiye’de Çağdaşlaşma” adlı kitap (bu araştırmada kullanılan birinci baskısı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1973) böylece ortaya çıkar. Berkes…

Aile Sosyolojisi

Sociology of family Aile kan, cinsel ilişki ya da yasal bağlarla birbirine bağlı olan insanlardan oluşmuş, mahrem ilişkilerle örülü bir gruptur. Aile, zaman içinde ayakta kalmayı ve değişikliklere uyum göstermeyi başarmış, çok esnek bir toplumsal birimdir. Fakat Atlantik’in iki yakasında, ailelerin düşüşte olduğunu iddia eden gür sesler duyulmuş, baskıcı ve iflas eden bir kurum olarak gördükleri ailenin sözde çöküşünü memnunlukla karşılayan insanlar çıkmıştır. Bununla birlikte, aile sosyolojisi gelişmeye devam etmekte ve geçmişteki aile sistemlerine dair inançlarımızın mitlerini yıkan; ayrıca, aile yaşamının gerek tek tek ülkeler, gerekse çeşitli sınıflar, etnik gruplar ve bölgeler arasındaki çeşitliliğiyle ilgili anlayışımızı genişleten çok geniş bir…

Çağdaş Sosyoloji Teorileri

Fonksiyonalizm Fonksiyonalist teori temelde, toplumu yaşayan bir organizma olarak gören ve bu organizmayı oluşturan tüm parçaların onun hayatiyetine katkıda bulunan bir işlev üstlendiğini ileri süren bir yaklaşımdır. Fonksiyonalist teori, Comte, Spencer ve Durkheim’in attığı temeller üzerinde, Malinowski ile Radcliffe-Brown tarafından iskeleti kurulan, Parsons tarafından duvarları örülen ve Merton tarafından da kusurları giderilmeye çalışılan bir bina olarak düşünülebilir. Bu binanın sosyolojinin son “mega” inşa atı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ama sosyolojinin bu binadan ibaret olmadığını unutmamak gerekir. Günümüz sosyolojisinde en köklü tartışmalar fonksiyonalizm etrafında cereyan ettiğinden bu teoriyi diğerlerinden daha geniş olarak inceleyeceğiz. Fonksiyonalizmin Temel Çerçevesi Fonksiyonalist teoriye göre, “organizma” parçalardan…