Türk Modernleşmesinde Batılılaşma ve Laikleşmenin Tarihi Kökenleri

İsmail Ekinci/ Haziran 30, 2017/ Çalışmalarım

Türk modernleşmesi Türkçülük, İslamcılık, laiklik gibi birçok unsurdan etkilenerek yol almaktadır. Öyle ki bu unsurlar modernleşmeyi yönlendiren etkin kuvvetler halini almıştır. Osmanlının bir nevi devamı sayabileceğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nde Osmanlıda olduğu gibi, kendine has bir imparatorluk ideolojisi yani resmi ideoloji çerçevesinde bir modernleşme çizgisi ön plana çıkarılmış ve modernleşme birtakım fikir akımlarıyla desteklendirilmeye çalışılmıştır. Bu ideoloji batılılaşma adı altındaki kökü Tanzimat’a kadar uzanan Batı örneğinde modernleşmeci, dayatmacı bir ideolojidir. Osmanlıda ciddi bir şekilde dayatmacı rol üstlenen bu ideoloji Türkiye’de biraz yumuşamış gözükerek devam etmiştir. Osmanlıda İslam ağırlıklı bu ideoloji, Türkiye’de modernleşme yolunda batılılaşma ve laiklik ağırlıklı devam etmiştir. Devlet tarafından oluşturulmuş bu ideoloji modernleşme sürecinde ciddi etkiler yaratmış ve modernleşmenin yönünü tayinde etkin olmuştur. Batılı medeni yönetici veya laik yönetici kisveleri kullanılarak, tıpkı Osmanlı padişahlarının İslamcı kisveyi kullandıkları gibi, modernleşme sürecinde bir sürü önder insanlar modernleşmenin yönünü tayinde etkili olmuştur. Bu resmi ideolojiyi kullanmanın amacı, toplum için daha iyi olanın tercih edilmesiydi. Bu uğurda yapılan her hareket Osmanlıda İslami çerçevede yürütülmüş, modernleşmenin hız kazandığı 19-20.yy.larda dini ulema ile popüler ulema arasında çekişmelere sebep olmuştur. İlericiler ile gericiler arasındaki şiddetli mücadeleler de bu şekilde başlamıştır. İlericiler devletin bütünlüğünü korumak için Batı ile ittifak, özdeşleşme yani batılılaşmanın uygulanması gerektiğini öne sürüyordu. Batılılaşma 1908 Tanzimat fermanıyla vazgeçilmez bir ideal, kökleşmiş bir gelenek, bir kurtuluş simgesi halini aldı. Türkiye’nin kendi kimliğini ve kültürünü geliştirerek modern dünyada bağımsız bir milli devlet olarak ortaya çıkası batılılaşma ile olmuştur görüşü hakimdir Türkiye varlık ve gelişimini batılılaşma idealini benimseyen elit bir zümrenin liderliğine borçludur. Batılılaşma ilk olarak Osmanlıda savaşta kullanılan silah ve aletlerin taklidiyle başladı. Teknolojik becerilerin taklidiyle başlayan batılılaşma batı motifi okulların açılması, matbaanın geliştirilmesi, ile devam etti. Bu dönemde yazarlar arasında Osmanlı-Türk düşüncesinde laiklik akımının başlangıcı sayılabilecek laik bir dünya görüşü yaygınlaştı. Laiklik, batı ile giderek büyüyen siyasi ve ekonomik bağımsızlıkla ilgiliydi. İlk aşamada laikliğin amacı gayri Müslimleri çekerek ticari, idari ve hukuki ilerlemeyi sağlamaktı. Bu 1876 Tanzimat Fermanıyla zirveye ulaştı. Batılı reformlar beraberinde Osmanlı-Türk devletinde ve toplumunda ikiliğe yok açmıştır. Buna hukuktaki şer’i ve modern hukuku örnek verebiliriz.

Bu görüşü gidermek maksadıyla, hem şer’i hem de laik nizami mahkemelerde kullanılmak üzere Mecelle adı altında resmi bir metin hazırlatılmıştır. Fakat bu çaba başarısızlıkla sonuçlanmış ve Mecelle ne ticari ilişkileri karşılamada nede şer’i mahkemelerin durumunu kurtarmada başarılı olmuştur. Bu problemler İslami usulde yeniliklerin getirilmesini zorunlu kılmıştır. İttihat ve terakki yönetimi zamanında laikleşme hareketi kuvvet kazanmış ve 1914’te dini mahkemelerin denetimi Şeyhu’l-İslamın elinden alınarak, öbür mahkemeler gibi adalet bakanlığının denetimine verilmiştir. Cumhuriyet döneminde TBMM tarafından 1924’te şer’i mahkemeler ilga edilerek ve 1926 da Mecellenin yerine İsviçre, İtalyan ve Alman yasalarına dayanan laik medeni kanun ile ceza ve ticaret kanunları kabul edilerek tam radikal laikleşme sağlanmıştır.

Eğitim ve adliye alanlarında görülen ikileşme laiklikle birlikte sosyal yaşam, ahlak, adap ve sanat alanlarında da görülmüştür. Bir taraftan bürokratları tarafından tepeden gelen laik batı kurumları, diğer taraftan geleneksel değer sistemine sıkı sıkıya yapışan kitleler tarafından desteklenen geleneksel İslam kurumları arasında bir ikilik ve çekişme ortaya çıktı. Batılılaşma şiddetle eleştiriliyor ve bürokratik zorbalık ile özdeşleştiriliyordu. Yeni Osmanlılar, kültür ile medeniyet arasında kesin bir ayrım yaparak, endüstri, ticaret ve diğer maddi alanlarda yeni teknolojide batı usullerinin alınmasına taraftar iken, kültür ve yaşam tarzında Avrupa ile özdeşleşmeyi reddediyorlardı. Laikleşme ve batılılaşmada İslam’a yönelik olumsuz suçlamalar reddedildi. Anarşi ve çöküşün sebebi şeriatın tam uygulanamamasıydı. Yeni Osmanlılara göre Atatürk ise Tanzimatçılar gibi batılılaşmayı en radikal şekilde algıladı. Yeni Türkiye ulus devletinde atılacak mantıklı adım, devletin tam olarak laikleştirilmesiydi.

Görüldüğü üzere Türk modernleşmesinde batılılaşma ve laikleşme uzun bir tarihi gelişimin sonucudur.

Share this Post