Muvazene

Hatice Özdemir Ekinci/ Aralık 20, 2016/ Güncel Yazılar

Yeryüzünde son ve kamil din olan İslam, dosdoğru yoldur. Yüce Allah, dünya ahiret mutluluğunu amaçlayan insana orta yolu ve dengeyi işaret eder. İslam, Allah’ın insanlığa rahmet ve yaşam kılavuzu olarak lütfettiği hakikattir. İslam’ın rahmet ve hidayet kaynağı olması, insanın iç dünyası, söz ve eylemleri konusunda ona yol göstermesi ve ana gayeyi açıklaması şeklinde olur. Fert ve toplum hayatını tanzim ederken , hür aklın varlığını önemser, kişiler arası ortak bağın gelişmesinde meşru zemini açıklar.

Din olgusuna baktığımızda, yaratıcının insanı muhatap aldığını görürüz. Akıl, irade, sorumluluk sahibi insanın, tüm donanımlarının farkında olması istenir ve bu hakikati arayan insan için ana koridordur. Madde-mana ayrımı, maddecilik ve maneviyatçılık ayrımına sapma eğilimi adeta insanın fıtratına kodlanmıştır. İnsanın iç dünyasını diri tutan asıl şey, dünya-ahiret dengesini kurma eğilimindeki anlayış, tutum ve eylemleridir. İman cevherinin farkında olan insan, inandığı değerleri katılımcı bir anlayışla sahada uygular ve tüm değer yaklaşımlarını Kur’an’ın hayata dair ölçülerinden rafine eder. Söz ve fiillerinde vahyi pratiğe dönüştürür. Özellikle hakikati bulanıklaştıran batıl kültürün çepeçevre kuşattığı içtimai hayatta, gözünü ufka diken bir topluluğun ferdi olma mücadelesini resmeder.

Vahiy, inanan insan için değişmez ölçüt, Allah’ın külli iradesinin kuşatıcılığını daim hatırlatan tek kurtarıcı bilgidir. Bu bilgi, insana dünya hayatının geçiciliğini, bu hayatın ahireti şekillendiren, ölüm sonrası tadılacak tüm güzelliklerin ve elemlerin “tadımlık” yaşanacağı bir yer olduğu gerçeği karşısında, insanı hakikate davetidir. Yapılan her güzel ve faydalı işin, kesintisiz ecirle ödüllendirileceğini, sorumluluktan kaçan ve gerekli çabayı ihmal edenlerin  karşılaşacağı zorlukları da haber verir. Allah- insan ilişkisinde, kişinin Allah tasavvurunun, ferdin toplum ile münasebetinde oldukça önemli olduğunu bildirir.
Toplumu ayakta tutan her bir değerin, bireyin hayatında vazgeçemeyeceği kıymette olması gerekir.Vasat ümmet anlayışında bilgi, erdem, adalet, istişare, birlikte hareket etme, davet ve fedakarlık hayatın merkezinde yer alır .

Cehalet ve rehavetin hakim olduğu toplumlarda “olabileceği iste” sözünden hareketle insanlar, tüm istidatlarını köreltmeye mahkum etmiştir. Her varlık, güçlü ve zayıf yanlarıyla bir bütünlük içinde hareket eder. Müslüman, ihlas ve samimiyet şemsiyesi altında birlikte hareket etme ruhunu önemsemelidir. Müslümanların daha iyisine talip olması, toplum menfaatini bireyin menfaatinden öncelikli tutması, her güzel işte pay sahibi olma çabasında katılımcı olması, şuurlu bir İslam toplumu için elzemdir.

Toplumsal hadiselerin cereyan ediş şeklindeki çeşitlilik, insan ilişkilerinin doğru zemin üzerinde kurulamayışı, zorunluluktan oluşan münasebetler, maddeye tamah, aile bireylerinin ortak mekan ve zaman algısı, adaletsiz ve liyakatsiz yönetim mekanizmaları vs. gibi nedenler kişiyi “kendi hakikatini yaşamak isteyen insan” çizgisine yaklaştırabilir. Burada sınıflaşmalar, bölünmeler, kopmalar, yol ayrımları ortaya çıkar ve bireyi yalnızlaştırır. İnsanın topluma yabancılaşması ciddi bir kırılmadır. Toplumun paydaşı olan insanın aidiyetini sorgulaması gerekir. Ortak gayenin hedefe ulaştırılmasında bireysel vazifesini önemseyen insan, kendisiyle benzeşen insanlarla ünsiyet kurma yoluna giderek vasat ümmet anlayışına tutunarak yine ümmetin bir ferdi haline gelir.

İnsan orta yolu benimsemelidir. Allah, İnsanlar için helal daireyi hükümlerle sınırlandırmış, helal olanı kişinin kendisine haram kılışını yasaklamıştır. Müslümanların yaşam frekansını “vasat ümmet anlayışına” kilitlemelerini ve her eylemde bunu ortaya koymalarını vahyin diliyle istemiştir. Allah Resulü, birilerinin kendisini aşırı şekilde övmesini yadırgayarak, “Beni, Hıristiyanların  Meryem oğlu İsa’yı övdüğü gibi övmeyin” demesi yine insanların tutum ve davranışlarında aşırıya kaçmalarının yanlış olduğunu bizlere gösterir.

 Ezcümle, varoluşunun hikmetini kavramak, insanın temel vazifesidir. Bunu şiar edinen insan, tek bir dokunuşun eylemsel gerçekliğine ne kadar inanıyorsa, her bir eylemin evrende karşılığı olduğunu da bilmelidir. 20.12.2016

 Yazan: Hatice ÖZDEMİR EKİNCİ

Not: Yazının izinsiz kopyalanıp kullanılması halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Share this Post