Yaşama Dokunmak

Hatice Özdemir Ekinci/ Haziran 6, 2011/ Güncel Yazılar

Nesilleri inşa etmek, tuğla arası kerpiç döşemek kadar kolay değildir. Bir insan bir dünyadır. İnsanı yetiştirmek, dünyayı nizama sokmak için atılan en güçlü adımdır. Günümüze baktığımızda, manevi donanımdan yoksun, egosunun hizmetinde materyalist çizgide günü tüketen insan topluluklarıyla karşı karşıya gelmekteyiz.
Aile toplumu oluşturan en küçük birimdir. İnsanı şekillendiren en güçlü kurumdur. Yeni doğan birey zaman içinde konuşmayı, yemek yeme adabını, yatma ve kalkma saatlerini, rutin alışkanlıklarını önce ailesi içinde şekillendirir, sonra içinde bulunduğu sosyal ortamlara göre sınırlarını genişletebilir ya da daraltabilir. Özsaygısı oturmuş, kendi önceliklerinin farkında olan, hedefleri için azmeden profildeki insan toplum için kaybedilmesi göze alınamayacak değerdir. Tarihinden, geleneklerinden, kendi felsefesinden uzak düşen insanın hayatın içinde kendisine sağlam bir yer edinmesi oldukça zordur. Sosyal hayatın içinde kalıpların insanı olmak ya da olmamak bireyin kendi sorunu olmaktan çıkmıştır. Birey kendi hayatını idame ettirirken kendisiyle ilişki içinde olan diğer bireyleri de etkilemektedir. Uzlaşmacı yaklaşım bireyi kendiyle meşguliyetinden alıkoyar ve sosyalleşmesine katkı sağlar. Öncelikle bir insanın sorumluluklarını üstlenirken kendi ruh sağlığımızı değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum. Fiziksel ve ruhsal açıdan sağlıklı olan bireyler sağlıklı bir nesil inşa edebilirler. Kendi başarısızlıklarımızı örtücü bireyler değildir çocuklarımız, projelerimizi fizibilite edebileceğimiz denekler de değildir körpe bedenler. Toplumsal hastalıklarımıza baktığımızda ben merkezli bireyler ve hırslarına yenik güçsüz insanlarla karşılaşmamız hiç de zor değildir. İnsanların geçmişine yolculuk yaptığımızda bireysel tercihlerinin yanında başka insanların hâkimiyetinde verilen kararların altında ezildiklerini görmekteyiz. Özgüven ve özsaygı kavramlarına odaklı insan olmak sorunları en aza indirebilmemizde doğru bir yaklaşım olacaktır. Beyinsel güç, ruhsal dengeyle orantılıdır. Dingin bir ruha sahip insan düşünme eylemine odaklanıp hedefine ulaşabilecekken, fiziksel ambargo ya da ruhsal çözülmeyi yaşayan insanların başarısız olmalarıyla özgüvenlerini kaybettiğine günümüzde çok sık şahit oluyoruz. Ağlarken kızılan, gülerken gülüşüne sınır çizilen, sorularına ve sorunlarına zaman zaman kulak tıkanan çocukların yetişkin olduklarında yakın çevresine kulaklarını tıkadıklarını görüyoruz. Zaman ve mekân kavramını iyi analiz ettiğimiz takdirde yaşamdan keyif alan, yaptıklarının arkasında duran, sözlerinin ve eylemlerinin sorumluluğunu alan çocuklar göreceğiz.
Çocuk yetiştirmek zor zanaat. Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemleri zaman zaman çepeçevre kuşatsa bile, içinde bulunduğumuz bilgi çağının bize sunduğu imkânlarla sancılarımızı azaltabilir, sorunlarımızı çözerken yalnız olmadığımızı görürüz. Kendi içinde kavgalı, düşüncelerinde ve eylemlerinde çelişkili, oto kontrolü zayıf insan figürü resmetmek hiç de zor değil. Anne babalar olarak fırçamızın dokunuşlarına hâkim olamazsak ortaya çıkan resme imzamızı atmaktan da utanç duymamalıyız. Başka türlü de var ettiğimiz bireyi kendi oluşturduğumuz zayıflıklarından dolayı incitmek, hor görmek toplumsal hastalıklarımızın salgın haline dönüşüne ciddi katkı olacaktır.

2011-06-06
H. Ö. EKİNCİ

Bu Sayfayı Paylaş