Yansıma

Hatice Özdemir Ekinci/ Ocak 28, 2019/ Serbest Yazılar

Yaratılmış olan bu evrende, insan bütünün parçasıdır. Evrenin özü, imar edicisidir. Varlık sahasında boy göstermesi, içeride nüvelenmiş sevmek duygusuyla izhar edilir. İnsan seven, sevilen ve bu duyguları hissettiği oranda mutlu olan bir varlıktır. Sevginin iyileştirici, sağıltıcı gücü insanlar arasında tutarlı ve tekrar eden davranışlarla görünür hale gelir. İnsan, tanıdığı ve güvendiği insanların sevgisine ihtiyaç duyar. Yaşamın belirsizliği karşısında insanı içeriden destekleyen en güçlü duygu, sevmektir, dışarıda onu güçlü kılan ise sevildiğini hissetmesidir.

Güvenmek, sevmek, sevilmek ve koşulsuz kabul insanın ruhsal bütünlüğünü korumasında kilit role sahiptir. Duygusal bağlar, kaotik ve denetimsiz dünya ikliminde insanı korur. İnsan, doğduğu aile ortamında gösterilen yakınlığın verdiği huzurla duygusal anlamda yetkin bir varlık olmanın sağlam adımlarını atar. Küçük, sık ve ileriye dönük adımlar gelecek nesiller için, kaybolmaz izleri taşır. Gören, işiten, konuşan varlık insanı, iç aleminde emniyette tutan hislerin başında sevgi vardır. Yaratılışında her insanın ‘ biricik’ olduğu varsayımdır. Doğduğu, yetiştiği ortam,öğrenme ve kazanım alanları birbirinden farklı olan insanın zahirde geliştirdiği pozisyon da farklı olacaktır.

Kainatta ortak pay sahipliği, zihin inşasında ve ruhsal bütünlüğü muhafaza etme mesaisinde insanı zorlaması kuvvetle muhtemeldir. Anlam arayışında, kimlik krizi yaşaması mümkün görünen insan, kendisine en çok benzeyen, kendisine en yakın hissettiği kişiler, gen haritası ve yaşam kodları yakın ve benzer kimselerle duygusal yakınlık kurmak mecburiyetindedir. Aile ve akraba ilişkilerinde daralan/ genişleyen sınırların çiziminde aktif ya da pasif konumda olması bu kopmaz bağlar sebebiyle değişkenlik gösterir. Göz şekli, ten rengi, genetik hastalıkların nesilden nesile aktarılışı gibi daha önceki neslin travmatik yaşantıları bozulan ve onarılması gereken alanlar olarak yaşam kodlarımıza aktarılmış olması muhtemeldir. Aktarılan duygular, düşünceler, deneyimler bilinçaltı kalıplarımızdır.

Zihin inşasında yaz-boz haritalarla oyalanmak, dünün merceğinden bugünü okumak ömrün imarında güç kaybı yaşatır. İçinde yaşadığımız dünya, bizim kendi algı ve yaptığımız akitlerle meşru kabul ettiğimiz dünyadır. Bu dünyaya başlangıcımız bir nokta ise her nokta ömür çizgimizi oluşturur. Başlangıcı malum bitiş noktası meçhul olan bu serüvende mental yorgunluk hissettiğimiz zamanlarda kurtarıcı ip yine yaşamda kilit role sahip olan sevgi ipidir. Düğümler, ipi kısaltır. Çözümsüzlüğe teslim duygusal kırılmalar, ipin üzerine atılmış düğümlerdir. Zihinsel formlar değişirken, zihnin bu düğümlerle uğraşması ayrıca efor sarfettirir.

Ruhun özgürlükçü tarafı, şeffaflıktan yana zarar görür. Her bir düğüm, dünün merceğinden büyük olurken bugünün merceğinden küçük görünür ve bu döner çift merdane arasında ruh preslenir. Bu yıpranmışlığın karşısında, günümüz insanının çaresizliği, kalbi besleyen duygusal bağların korunamamasıyla aşikardır. Her şeyin kısa vadede sonuca odaklanması, sürdürülebilir ilişkilerin kaygan zeminde, güvensizliğin hakim olduğu bir havada devam ettirilmesi ruhsal bütünlüğü tehdit etmektedir.Duygulara, düşüncelere, tenbih ve tenkitlere verilecek karşılık, savunma sistemini zorlayarak istilacı virüsler gibi insanın iç alemini çökertebilir.Sekülerizmin kollarıyla sıkı sıkı sardığı insanın, şifrelenmiş kodları yürek coğrafyasında iz sürüyor. Örtük savaş metodunu yenecek sinir sistemine sahip kılavuzlar var  lakin işitsel ve görsel olarak küçük bir köy olan dünyanın, dokunsal boyutta ulaşılamaz noktalara serpiştirdiği insan, kendi yalnızlığını mutlak son olarak kabul ettikçe bozulan alan, gönül coğrafyası olacaktır.

28.01.2019 Mahi..

Share this Post